Sınava Karşı Savaş

Lütfullah Erkaya
5 min readJan 20, 2021

Selamun Aleyküm. Başka bir yazıyla burada, karşınızdayım. Bu yazımda Koronavirüs’ün hayatımıza getirdiği online eğitimin sebebiyet verdiği bir savaşın hikayesini bir bilgisayar mühendisliği öğrencisinin gözünden anlatmak istiyorum.

Tüm hocalarıma not:
Türkiye’nin bu aydınlık ve süslü eğitim yuvalarında yaşananları anlattığımız bu yazıdaki kişiler ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür. Şu fani ömrümde ne kopya verdim ne de kopya aldım. Kendi yağında kavrulan biriyim yalnız. Hiç kimsenin de kopyayla uğraştığını düşünmüyorum. İnsanın sınavları kendi çözmesi gerçekten paha biçilemez. Kopya da neymiş hem? Türkçe bile değil.

Fırtına Öncesi Sessizlik

Koronavirüsle hayatımıza online bir eğitim girdi. En başta her şey güzeldi. Çekirdek çitleyerek, masamıza ayaklarımızı uzatarak canlı dersleri izliyorduk. Okula gitmeye gerek yoktu, tıklım tıklım otobüslerde saatlerce ayakta dikilmek eskide kalmıştı. Havada huzur ve güven hakimdi. Lakin burunlar tehlike kokularını almaya yavaş yavaş başlıyordu.

Savaşın Çıkışı

Her şey sınavların gelip çatmasıyla başladı. Sınav öncesi herkes dersini çalışmış, tüm videoları hızı 2x yaparak izlemiş, özgüven doluydu.

İlk sınav yapıldı. Tüm insanlar 2020 yılında, daha ilk sınavla, ağır bir yenilgiye uğradı. Peki neden böyle oldu? Tüm çekirdekler çitlenmedi mi? Çitlendi. Tüm videolar izlenmedi mi? İzlendi. Sorun insanlarda değil sınavdaydı. Bir şeyler farklıydı bu sınavda. Öncelikle süre hiç yetecek gibi değildi, eski sorulara dönme de yoktu. Ve süre ya yetmedi ya da geri dönme olmadığından süre sorulara güzel dağıtılamadı. Sonuçta hak edilen puanlar alınamadı, gözyaşları akıtıldı, kalpler kırıldı.

Peki neden böyle oldu bu sınavlar? Onların savunmasına göre “kopya”yı engellemek için. Kopya mı? Evet, online eğitimin en zayıf noktası kopya konusuydu.

Kopya çekmek o kadar kolaydı ki… İlk olarak elinizin altında İnternet vardı, binlerce yıllık insanlık tarihinde yazılan milyonlarca kitap ve makale, milyarlarca web sitesi tek tık uzağınızdaydı. Sonra da tüm bunlardan kat kat daha iyi olanı; sizinle aynı sınava çalışmış, aynı sorularda dirsek çürütmüş silah arkadaşlarınız bir mesaj uzağınızdaydı. Ama sadece bu imkanların varlığı bir insanın kopya çekmesine neden olamaz çünkü insanın içinde bir vicdan, bir iç mahkeme vardır. Ama onlar bu mahkemede itiraz üstüne itiraz ederek hakimi bezdirmiş olabilirler.

Sınavı zor yaparak, sınavın süresini kısarak, önceki sorulara geri dönmeyi engelleyerek kopya çekmeyi zorlaştırmayı amaçladılar. Amaçları şuydu: İnsanlar kopya çekemeyecek çünkü sınav o kadar zor olacak ki kimse sınavı çözemeyecek, binaenaleyh kopya çekebilecekleri kimse de kalmamış olacak. Lakin bu ağır hamle sonucunda kurunun yanında yaş da yandı. Makul süre ve koşullar verildiği takdirde sınavı kendi bileğinin hakkıyla ve sıfır kopyayla çözebilecek insanlar, derse hakim insanlar da sınavda kaybetmeye başladı. Sınavlar konu hakimiyetinden ziyade hızı ve talihi ölçüyordu. İşte savaş, böyle başladı.

Ordunun Yükselişi

İnsanların bu zor koşullara karşı kopya çekmekten başka çaresi kalmamıştı. Onların kopyaya karşı aldıkları bu önlem, ironik bir şekilde kopyanın baş sebebi olmuştu. Bu olguyu bir savaş gazisinin hatıraları çok güzel bir şekilde özetliyor:

Ben bu okula başladığımda gözümde bir umut, dudaklarımda bir tebessüm vardı. Her şey o gün başladı. İlk online imtihanıma girdim. Bir de ne göreyim, internetim gitmiş. Allah’tan aklıma gelmişti sınavdan önce, telefonumun internetini hazır etmiştim. Hemen ona bağlandım. Birkaç dakika buradan gitti ama olsun. Halledeceğimi düşünüyordum. Süre yeter diyordum. Yetmedi. Bir de yanlış işaretlemişim bazı şıkları. Sorular ellerimden kayıp gitti. Sınavın başında internete bakmayım, o kadar boşuna mı çalıştım diyordum. Çok safmışım. Önceleri “Zinhar kopya çekmem.” derdim fakat sınavın son sorusunda artık şeytana uydum, Google’ın rengine kandım. Sonraki sınavlarda işler daha da çığrından çıktı.

Dönemin başında kopyanın ahlaki yönden uygun olup olmadığını tartışan ben, dönemin sonlarına geldiğimde bir bakmışım, discorddan discorda atlıyorum, girdiğim sınavlar sırasında “yardımlaşmalar” havada uçuşuyor.

Evet, bu savaş insanların vicdanlarında büyük dalgalanmalar oluşturdu. Ama yapacak bir şey yoktu. Kopya tek yol gibiydi. Mamafih insanlar bir araya gelmeye başladı. Kırk yıldır görüşmeyen arkadaşlar kopya çekmek için bir araya geldi, sevgi oldu, muhabbet oldu. Küsler barıştı, mutsuzlar mutlu oldu, aşıklar sevdiklerine kavuştu, kar yağdı, her yer bembeyaz oldu.

Kar’ı izleyen kedi
Ordunun savaştan önceki hali
Diskordçular

On binlerce, yüz binlerce kişilik Discord düzenli orduları kuruldu. Sadece Discord değil Whatsapp’ta da ordular kuruldu. Hatta son olaylardan sonra Mark Zuckerbererg ile müttefikliğe de gidildi. Ordu mensuplarının Whatsapp’ı bırakmamaları koşuluyla Zuckerberg ordunun yazışmalarını gizli tutacak ve bir de bunun üstüne düşman illerinden istihbarat getirecekti.

Waspatçılar

Ve böylece sınavlara karşı saldırı başladı. Yanlış anlaşılmasın, bu ordunun neferleri dost değildi, sadece düşmanları ortaktı. Bu ortak düşman o kadar büyüktü ki insanları, tüm farklılıklarına ve zıtlıklarına rağmen bir yerde topladı. İnsan gerçekten duygulanıyor.

Bu karşı saldırı insanlarda yeniden bir umut ışığının oluşmasını sağladı. AA’lar havada uçuşuyor, herkesin yüzü gülüyordu. Eski günler eskide kalmıştı artık. Lakin bu uzun sürmedi.

Ordunun Yıkılışı

En başta tüm ordu ders çalışıyor, konuyu anlıyor, sorusunu çözüyor, tekrarını yapıyordu. Ama sonra beraber savaşmaya çok alıştılar. Rahata alıştılar. Sonra askerler bir şeyi fark etti. Ders çalışmaya gerek yoktu aslında, çünkü sonuçta ders çalışan en az bir kişinin olması yeterliydi, diğerleri ondan alabilirdi cevapları. Yavaş yavaş bu fikir yayılmaya başladı. Askerler ders çalışıyormuş gibi görünüp aslında çalışmıyor, sırf diğer silah arkadaşları sayesinde geçiyordu sınavları. Böyle böyle kimse ders çalışmamaya başladı. Kopya verebilecek kimse kalmadı. Ve sonunda ordu dağıldı. Her şey eskiye döndü. Bir şeyi fark ettiler: Asıl sınav bu zamana kadar edindikleri dostluklardı. Peki yazının ekseriyetinde bahsedilen “onlar” aslında kim? Bu sorunun cevabını sonraki yazıya bırakıyorum.

Windows XP günbatımı masaüstü

Sonsöz

Peki ya sonunda ne oldu? Hiçbir şey olmadı. Hayat devam ediyor. Eğitim iyi olmuş veya olmamış, insanlar virüsten ölüyorken bunlar çok önemli şeyler değil. Allah virüse yakalananlara şifalar versin. İnşallah hayırlısıyla atlatırız bugünleri sevdiklerimizle.

Lütfullah Erkaya

--

--

Lütfullah Erkaya

Gözleri aşk ateşiyle, bilim aşkının ateşiyle cayır cayır yanan bir adamın can sıkıntısını gidermek amacıyla kaleme aldığı gereksiz yazılar